Diken
Yaramazlara biraz batar!

Hayatını yasadışı yollardan ‘kazanan’ suçlularBazen saflığının kurbanı olsa da çoğu zaman ‘ava giderken avlanan’ mağdurlar…
Cengiz Erdinç ve Murat Toklucu, 1900’lerden bugüne en ilginç suç hikayelerinin izini, dava dosyalarında, gazete kupürlerinde, eski belgelerde sürdü ve ‘Kanun Dışında’ kitabını yazdı. Kitapta soyguncular, gangsterler, eşkıyalar, mezar hırsızları ve eroinciler de var ama ağırlık dolandırıcılarda. Biz de yazarlarla bu eksende konuştuk.
Kitabınızı zevkle okudum. İlk soruyu buradan sormak istiyorum: Üçkağıtçılık, dolandırıcılık hikayeleri neden bu kadar ilgimizi çekiyor, okuyana keyif veriyor?
Murat Toklucu – Bence dolandırıcılık hikayeleri dinleyene ya da okuyana kendini olduğundan akıllı hissettiriyor. Asla mağdurun yerinde olamayacağımızı, böyle bir şeye kesinlikle kanmayacağımızı düşünüyoruz.
Ayrıca dolandırıcılık hikayeleri şiddet içermez ve diğer suçlara göre daha ilginç öğeler barındırır. Ortada zeki bir dolandırıcı var, sinsice hazırlanmış bir plan var, inanılması güç bir yalan var, bu yalana inanılmaz biçimde inanan saf bir kurban var. “Şaka gibi” deriz ya, dolandırıcılık vakaları gerçek anlamıyla şaka gibidir.
Dolandırıcılık öykülerine böyle yaklaşmak bize has bir durum değil ama bizde ilave bir sempati de vardır dolandırıcılara karşı. Birçok insan kendisine dokunmayan üçkağıtçıyı sever, “Kurnaz adam” der, “Helal olsun yolunu buluyor” der.
Cengiz Erdinç – Düşene gülünür, öyle bir yanı da var. İtiraf etmek gerekirse ben de keyif alıyorum, elbette mağduriyet var, ayıp ama öyle olaylar var ki insan gülmeden edemiyor. Başkalarının başına gelenin kendi başımıza gelmeyeceğine dair o sonsuz özgüvenden var. Bu yüzden bazı hikayeler hep başkalarının başına gelmiş gibi anlatılır ya, öyle bir yanı olmalı.
Ben bir iki kere dolandırıldım, birinde ortaokulda, bir çocuk sahte dolar satıyordu, 70’li yılların sonu, normaldi böyle şeyler, gıcır gıcır basılmış paralar, bugünün parasıyla 5 liraya 100 dolar. Fakat sahte olduğu belli, içlerinden bir tanesi eski, yıpranmış, ben onu almıştım, niye? Çünkü diğerleri sahte ama buna bakarak yaptılar bu orijinali diye…
Bir de Beyazıt’ta kaldırım kenarında bir adam ‘Lotoda Kazanması Garantili Formüller’ kitabı satıyordu, poşet içinde alıp da bakamıyorsun. Ondan almıştım. “Garantili formülünü biliyorsan niye kaldırım kenarında kitap satıyorsun” sorusu sonradan akla geliyor. Galata Köprüsü üzerinde mucizevi metal parlatıcılardan da almışlığım var. İlgi çekmesinin bir nedeni de kurgunun zekice olması, bir tiyatro sahnesi, bir senaryo gibi kurguya sahip. “Film gibi” derler ya, öyle.
Sonuçta ortada canı yanan, parasını, itibarını kaybeden, hatta belki de hayatına son veren insanlar var. Ama bu insanlarla bir türlü özdeşleşemiyoruz. Sizce neden?
MT – Türkiye’de bankalar bankerler eliyle ya da devletin izni ve gözetimi altında kurulmuş şirketler eliyle dolandırılan çok sayıda insan da var. Bunları ve benzer istisnaları bir kenara bırakırsak, alışıldık bir dolandırıcılık vakasında mağdurlar da bir çıkar peşinde oluyorlar. Sözgelimi, elindeki parayı bir anda on katına çıkarmak istediği için dolandırılıyor. Bu nedenle içimizden “Oh olsun” diyoruz. Ava giderken avlanmış diye düşünüyoruz.
İki sene önce yapılan jigolo çetesi operasyonu buna iyi bir örnek olabilir. İnternet üzerinden ‘Jigolo aranıyor’ diye duyuru yapmışlar, başvuran binlerce kişiyi kurdukları çağrı merkezinden arayıp ‘sisteme kayıt ücreti’ adı altında yüklü miktarda para almışlar. Bununla da yetinmemişler, gold üye yapma vaadiyle arayıp bir kez daha para almışlar. Polise şikayetçi olan başvuru sahiplerinden birisi 56 yaşında. Jigoloların kaydedildiği bir ‘sistem’ olduğuna inandığı gibi o yaşta jigolo olarak ilgi görebileceğine de inanmış, çeteye bir değil tam beş kez para kaptırmış. Bu haberi okuyan hiç kimse bu beyefendinin durumuna üzülmez.
CE – Bir yandan hepimiz uyanık olduğumuzu düşünüyoruz, zeki olduğumuzu, asla o mağdurlar gibi tufaya gelmeyeceğimizi. Halbuki yanıltıcı olan bu. Kendi halinde, işinde gücünde, dürüst davranan insanları dolandırmak pek mümkün değil ama uyanık olduğunu düşünüyorsan her an bu tuzağa düşmek mümkün. 
Kitap için nasıl çalıştınız? Hikayeleri hangi kriterlere göre seçtiniz?
MT- Cinayetleri ve organize suçları kitaba dahil etmemeye karar vermiştik. Bunlar dışında kalan önemli suç olaylarının ve alanında ün yapmış suçluların bir listesini çıkardık. Kitabın her bölümünde farklı bir suç türü olmasını istiyorduk, buna göre son bir eleme daha yaptık. Kitapta soyguncular, gangsterler, eşkıyalar, mezar hırsızları ve eroinciler de var ama ağırlık dolandırıcılarda. Seçtiğimiz dolandırıcı portrelerinin de farklı alanlarda dolandırıcılık yapan kişiler olmasına dikkat ettik. Liste kesinleştikten sonra konuları aramızda paylaştık. 
CE- Bir kriter olarak belki efsane haline gelenleri, gazetelerin peşine düştüklerini, toplumda çok konuşulan, korku ya da hayranlık uyandıranları, dilden dile aktarılanları tercih ettik. 
Dolandırıcılık hikayelerini dinlerken ya da okurken, bir noktada herkes şu soruyu kendine soruyor: Yahu bu kadar palavraya nasıl inanıyor insanlar? Ben de size soruyorum: Nasıl inanıyorlar?
MT- Başarılı dolandırıcılar, insanüstü bir ikna yeteneğine sahip her şeyden önce. İyi bir dolandırıcı olmanın birinci şartı bu. Güzel konuşmak ve iyi yalan söylemek çok önemli. Örneğin, kadınları evlilik vaadiyle kandırmakla ün yaptığı için ‘kadın avcısı’ diye tanınan Eyüplü Halit çok yakışıklı biri ama asıl marifeti çok iyi bir konuşmacı olması. Mağdur kadınlar kırk yıl boyunca mahkemelerde hep aynı şeyi söylüyor, ‘O kadar güzel konuşuyordu ki her dediğine inandık’ diyorlar. Bunların hepsi üst sınıftan ve bir bölümü eğitimli kadınlar. Kitapta yazdığımız bir çok öyküye tanıklık etmeyi isterdim ama en çok Eyüplü Halit’i kandırmak istediği bir kadınla konuşurken görmek isterdim. Acaba ne anlatıyordu, nasıl anlatıyordu?
CE- İnanmaktan çok inandırılıyorlar. Dolandırıcıyı kandırdıklarını ya da kısa yoldan bir avantaj sağladıklarını, bazen bir tehlikeyi para vererek savuşturduklarını düşünüyorlar. Oltanın ucunda parıldayan bir yem var, kolaylıkla sağlanacak bir zenginlik, fayda ya da avantaj. Bunun ışıltısı gözleri kör ediyor. Dolandırıcılığın temel kurallarından biri bu, başkasını kandıracağını zanneden yem oluyor. 
Kitap 1899 yılında hukuk öğrencisi Mahmut Saim’le başlıyor, birkaç yıl önce ‘e-sertifka’yla jigolo olma hayaline kapılan erkeklerin hikayesiyle bitiyor. Arada da bir sürü dolandırıcılık hikayesi. Bu dolandırıcıların, özellikle de yöntemlerinin ortak noktaları var mı?
MT-Aslında birçok dolandırıcılık türünde yöntem aynı ama teknikler değişiyor. 1900’lü yıllarda birlikte iş kurma vaadiyle insanları dolandıran Mahmut Saim bugün yaşasa internetin yarattığı olanakları kullanıp Çiftlik Bank gibi bir organizasyonu yönetirdi. Gerçi Mahmut Saim bence Türkiye’nin gelmiş geçmiş en büyük dolandırıcısı ve bugün yaşasa dolandırıcılık yapmasına gerek kalmazdı, çok muteber bir mevkide olurdu, o da ayrı konu.
CE- Kitapta yer vermedik ama ‘dızdızcılar’ iyi bir örnek,  dızdızcı simyacı gibi, parayı fiziken çoğalttığı iddiasında, tema bu. Otuzlu yıllarda ‘Parayı iki katına çıkartan makine var’ diye çalışıyorlar, yarım asır sonra, 1990’larda “CIA’in Irak’ta simsiyah kağıt şeklinde gizleyerek dağıttığı dolarlar var, ilaca koyunca temizlenip 100 dolar oluyor” diyorlar. Nijeryalılar bir emniyet müdürünü 100 bin dolar kadar çarptılar bu yöntemle.
Cengiz, senin hikayesinden etkilendiğin bir ‘kahraman’ var mı? 
CE- Bu portreler içinde benim için Ziya Hilmi ilginç bir karakter, çünkü meslekten atılan idealist bir hakim ve çaresiz kaldığı için kitaplardan falan okuyup eroin yapmayı öğreniyor, eroin kaçakçılığından zengin oluyor ve komünist arkadaşlarına da bakıyor. Bir de İrfan Vural’in öyküsü bir yanıyla bir eşcinsel aşk hikayesi, nitekim birlikte silah alıp, büyük soygunlar yapmayı, zengin olup Avrupa’ya gitmeyi hayal ederlerken bir otomobilin içinde yan yana ölüyorlar.
Kitabın son bölümünde, ‘alocular’ın yani telefon dolandırıcılarının hikayeleri var. Oltaya gelenler arasında profesörler, emekli generaller, hatta eski bir başbakan bile var.
CE- Daha geçen hafta bu vakaların zirvesi sayılabilecek bir olay yaşandı, telefon dolandırıcıları, görevdeki bir savcıyı ‘savcı olduğunu bile bile’ dolandırdılar. Bir bankadaki hesabıyla yetinmeyip, kamu bankasındaki hesabından dört defa kredi çekerek 200 bin liranın üzerinde parasını aldılar. Şimdi sıradan insanlar, hatta işadamları bile bir yana, ama devlette üst düzeyde yer alan insanların dolandırılması gerçekten açıklanmaya muhtaç. Belki devlete bağlılıklarını gösterme isteği gözlerini kör ediyor, belki hukuk sisteminin durumunu bildikleri için terör falan deyince akan sular duruyor. Devletin şerrine uğrama korkusu da buna eklenebilir. Öte yandan dolandırıcıların durumu da ilginç, görünen o ki sadece para kazanmayı değil, bir iddiayı kanıtlamanın belki “Şunu bile dolandırdık” demenin peşindeler. Yoksa görevdeki bir savcıyı dolandırmakla uğraşmak çılgınlık, başka türlü açıklamak zor.
Kategori:Diken özel, Kitap
TV100’de Kemal Kılıçdaroğlu’nu konuk eden Uğur Dündar, SADAT reklamının yönetimin müdahalesiyle kaldırıldığını söyledi.
İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, İstanbul’daki bilboard’larda İmamoğlu ile kendisinin Saraçhane fotoğrafını kullanacak.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, ‘altılı masa’daki liderlerin cumhurbaşkanı adayını belirleme konusunda acele etmediğini söyledi.
Tüm Eczacı İşverenler Sendikası (TEİS), Sağlık Bakanı Prof. Dr. Fahrettin Koca’ya yazdığı açık mektupla ilaç yokluğuna çözüm bulmasını istedi: “Baş edemez noktaya geldik.”
Bugün neler oldu, Türkiye neyi konuştu? Güne damga vuran gelişmeleri, her akşam saat 6’da Diken’in özel içerikleriyle birlikte başlık başlık öğrenin.
Tutuklu eski HDP eş genel başkanı Selahattin Demirtaş, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun “Seçimin güvenliği bize emanettir” sözünü alıntılayarak “İşte tam da bu nedenle, seçimlerle ilgili en önemli konu budur” dedi.
Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, ‘altılı masa’daki liderlerin seçilecek cumhurbaşkanının alacağı kararlarda imza yetkisini ‘yürütme organına sivil darbe’ olarak niteledi.
BirGün gazetesi, Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) yalanlayıp tekzip ettiği kulis haberinin arkasında durdu.
Kılıçdaroğlu, Erdoğan’ın ‘askere alkışlatma’ sözlerine tepki gösterdi: “Sen artık Kenan Evren kafasısın, biz özgürlükçüyüz, reformcuyuz.”
Yayoi Kusama ve Louis Vuitton işbirliği öyle bir seyirlik ki tekrar tekrar bakmamak çok zor. Bu rengarenk tamaşanın ‘yüzü’ olan Japon sanatçının zihniyse işlerinin tersine karanlıklarla dolu.







“Genç gazeteci arkadaşlarıma! Bu meslek yorucu bir meslektir. Ama, insan büyük bir zevkle çalışır. Kalemine daima efendi kal, uşak olmamaya gayret et. Mecbur kalırsan kır, sakın satma.” Sedat Simavi

source

By admina

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir