Diken
Yaramazlara biraz batar!

 
EROL ÜYEPAZARCI
2000’li yılların başında ‘Korkmayınız Mister Sherlock Holmes’ isimli kitabımı yazarken o güne kadar yazılmış bütün telif polisiye romanları taramış ve kitabımda söz etmiştim. Bir tesadüf eseri bulabildiğim ‘Fiyasko’ isimli roman ilginç kurgusuyla dikkatimi çekmişti ve kitabımda bu eserden övgüyle söz ettim.
coskun-buktel
Okuyucunun beni ve bundan sonra yazacaklarımı anlaması için ‘Fiyasko’nun konusunu kısaca anlatmak istiyorum. Kitabımdan aynen alıntılıyorum:
“Kara mizah ile absürd romanın hoş bir karışımı olan yapıtta sağlam bir polisiye kurgu içinde olaylar hızla gelişmektedir.
Romanın kahramanı Mesut hep başarısız kalmış ve bunun ezikliği içinde intihar etmeye karar vermiş biridir; tam kendini asacak iken evinin telefonu çalar, bu telefon onu o an için intihardan vazgeçirir. Ancak telefon yanlış numara çeviren birindendir. Bu birileri de banka soyan bir çetenin elemanlarıdır ve çete reisi Cafer’in kardeşi Muzaffer’in soygun sırasında vurulması üzerine tanıdıkları ayyaş bir doktoru aramaktadırlar. Mesut onlarla ipe sapa gelmez şekilde konuşur ve davetlerini sanki doktormuş gibi kabul eder. Ama onu beklerken Muzaffer ölür. Cafer, daha sonra Doktor Kamil’in çoktan öldüğünü ve yanlış numaraya çıkan birinin kendini oyaladığını anlayacak ve işin peşine düşecek, Mesut’un izini bulacaktır. Bu arada Mesut yine intihara karar verecek zengin ama kıskanç ihtiyar karısı Müyesser’den kaçan Özdemir’in lüks Mercedes’ inin önüne atlayacaktır. Yine ölmeyecek ama bu kez karısını öldürme planları yapan Özdemir’den bir fastfood lokantasında bombalı eylem yapma önerisi alacaktır. Özdemir bir yolunu bulup karısını bu dükkana gönderme ve bu patlamada ondan kurtulma planları yapmaktadır ve Mesut’ a Amerikan emperyalizmini protesto için bu eylemi yaparak intihar etmesini söylemektedir. Fakat Mesut böyle bir katliamda rol almayı kabul etmez. Ancak olaylar bir başka türlü gelişecek. Mesut’un önüne sevdiği bir kadın, Aysel  çıkacak ve intikam için Mesut’u izleyen Cafer ve arkadaşları Ayten’i kaçıracak, onu kurtarmak için de Mesut Özdemir’den $500.000 isteyecek ve bomba ile söz konusu dükkanda intihar etmeyi kabul edecektir. Kitabın sürpriz finaliyse çok ilginçtir.
Anlattığımız bu ilginç öykü çerçevesinde yazarın ironik dili ve yarattığı kara mizah çok başarılıdır. Okuyucu bir taraftan heyecanla olayların gelişmesini takip ederken bir yandan da ilginç tiplerin davranışlarını yazarın alaycı bakışıyla merakla izlemektedir. Özellikle manyak katil Zekai tiplemesi çok çarpıcıdır.
Bir senaryo olarak yazılmış ve çok hızlı bir ritme sahip ‘Fiyasko’ kişisel kanımızca ‘kara roman’ türünün dilimizdeki en başarılı örneklerinden biridir.”
Okuyucunun bu değerlendirmeden anlayacağı gibi kanımca ilgiyle karşılanması gereken bir yapıttı ama beni şaşırtan bir suskunlukla karşılandı. Evet kitabı yayınlayan yayınevinin tanıtım olanakları sınırlıydı ama yine de bu suskunluk benim için anlamsız bir durumdu.
coskun-buktel-fiyasko
Çoşkun Büktel ile yüz yüze hiç konuşmadım; birkaç kez telefonla konuştuk. Ama biraz araştırınca gördüm ki yazarımız edebiyat tapınağının gardiyanlarıyla hiç uzlaşamamış; uzlaşmak bir yana  amiyane tâbiriyle iyice ‘papaz olmuşlar.’ Örnekleri de ortadaydı; yazarın kaleme aldığı ve 1993’te yayınlanan tiyatro oyunu ‘Theope Devlet Tiyatroları’nın repertuarına alınmasına karşın; yazarının tiyatroda su başlarını tutanlara karşı eleştirel tutumu nedeniyle oynanmamıştı. İstanbul Üniversitesi İngiliz  Filolojisi Bölümü’nden mezun olan, çocukluğundan beri yaşamak ve okumak için ne iş bulduysa yapan; simit satıcılığından, Türk Hava Kurumu adına koyun postu toplamaya, sinema ve televizyonlarda figüranlık yapmaya, otel resepsiyonculuğundan reklam yazarlığına kadar uzanan bu çeşitli işleri yaparken ana tutkusu olan tiyatro yaşamında hep başat bir rol oynayan yazarımızın isyanını anlamak herhalde çok kolay olmalı.
Büktel’in bu elim tiyatro macerasından sonra ilginç üç senaryo kaleme aldığını görüyoruz. ‘Fiyasko’, ‘İkinci Geliş’ ve ‘Jigolo’.
Bu senaryolarının ilk önce ilgiyle karşılandığı hatta satınalma önerileri aldığını biliyorum ama sonra nedense (!) bu ilgi birden yok olur; dediğim gibi tiyatro, sinema ve edebiyat tapınaklarının gardiyanlarını kızdırmıştır. Senaryolar elde kalınca yazarımız ilk önce ‘Fiyaskoyu romanlaştırır ve yukarıda değindiğim gibi bir suskunluk duvarı önünde yayımlar; yılmaz çok ilginç bir yapıt olan ‘İkinci Gelişi roman haline getirir ve ilk kitabının yayıncısı bu kitabı da yayımlar.
Bu kitap için yazdığım tanıtma yazısını yayımlatmak için yayıncısı çok uğraştı ve epey bir süre geçtikten sonra Cumhuriyet Kitap’ta yazı yayınlanabildi. Bu yazımdan da bir alıntı yapmak istiyorum:
“Büktel’in yayın macerasını yakından izlediğim ve yayınlanmadan okuma olanağını bulduğum son romanı ‘Hamdi Mümkün yahut İkinci Geliş’, bu ilginç yazarın kazandığı acıtıcı ama gerçek, ironi dolu ama zifiri karanlık bir mizahı işleyen dilinin başarılı bir yapıtı.
Eser çarpıcı, meraklı ve başarılı bir kurgu içinde ilerliyor. Hem polisiye hem bilimkurgusal bir yapıya sahip; bazan çok naif bir anlatıma bürünüyor; bazan ağır siklet dünya boks şampiyonunun yumruğu suratınızda patlamış gibi sizi sarsıyor.
Yapıtı okuyacakların eserden alacakları edebi lezzet yanındaki kurgusal keyfi bozmamak için konusuna hiç değinmeyeceğim ama edebiyatımızda  ilk örneğini XIX. yüzyılda Ahmet Mithat Efendi’nin ‘Dünyaya İkinci Geliş’ adlı eseriyle verdiği öldüğü sanılan bir kişinin bir asır sonra capcanlı aramıza katılmasıyla hem de torunundan daha genç biri olarak yaşama karışmasıyla ilgili bir kurgunun söz konusu olduğunu vurgulamaktan da kaçınmayacağım. Bu kurgu Büktel’e istediği bireysel ve toplumsal eleştirileri yapması için uygun bir ortam hazırlıyor.
Romanın kahramanları başta bir asır sonra dünyaya tekrar gelen Hamdi Mümkün; onun torunu Kenan Derin, torun çocukları Ferhat, Barış, Pınar; Ferhat’ın karısı Canan, ünlü televizyon sunucusu Hayyam Bekçi, kiralık katil Mansur, komiser Ferit ve Hamdi Mümkün’den sonra ortamın en dürüstü fahişe Mariya, nâm-ı diğer Meral ve diğerleri hepsi birden toplumdaki çürümeyi; yozlaşmayı ve ikiyüzlülüğü suratımıza şamar gibi vurmak için başarıyla çizilmişler.
Ben her yerde hep tekrarladığım gibi her şeyden önce okuduğum kitaptan keyif almak isterim; burada keyiften kastettiğim eğlenmek, hoşça vakit geçirmek değil; etkilenmek. Keyif almanın okuyucunun hakkı olduğunu sanıyorum ve en bilimsel kitaplarda bile yazarın okuyucunun bu hakkına saygı göstermesini bekliyorum. Kanımca Coşkun Büktel çok saygılı bir yazar.”
coskun-buktel-ikinci-gelis
Ne yazık ki bu ilginç yapıt da bir sessizlik duvarına çarptı. Bu duruma üzülmeme karşın beklediğim için şaşırmadım. Şimdi önümde romanlaştırılmış üçüncü senaryosu ‘Jigolo‘ duruyor. Çarpıcı konusu naif ama kapkara bir mizah içinde toplumsal eleştirinin gittikçe artan bir dozda okuyucunun suratına vurulması bir yana sürükleyici kurgusuyla da başarılı bir yapıt ama öğreniyorum ki eski yayıncısı da Büktel’in kitabını basmaya yanaşmıyor.
Eğer bu yazım basılacak bir yayın organı bulursa ve de edebiyat tapınağının gardiyanlarından çekinmeyen bir halis yayıncı varsa ‘Jigolo’yu okumasını hararetle öneririm. Yapabileceğim ancak bu….
Kategori:Keyif
TV100’de Kemal Kılıçdaroğlu’nu konuk eden Uğur Dündar, SADAT reklamının yönetimin müdahalesiyle kaldırıldığını söyledi.
İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, İstanbul’daki bilboard’larda İmamoğlu ile kendisinin Saraçhane fotoğrafını kullanacak.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, ‘altılı masa’daki liderlerin cumhurbaşkanı adayını belirleme konusunda acele etmediğini söyledi.
Tüm Eczacı İşverenler Sendikası (TEİS), Sağlık Bakanı Prof. Dr. Fahrettin Koca’ya yazdığı açık mektupla ilaç yokluğuna çözüm bulmasını istedi: “Baş edemez noktaya geldik.”
Bugün neler oldu, Türkiye neyi konuştu? Güne damga vuran gelişmeleri, her akşam saat 6’da Diken’in özel içerikleriyle birlikte başlık başlık öğrenin.
Tutuklu eski HDP eş genel başkanı Selahattin Demirtaş, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun “Seçimin güvenliği bize emanettir” sözünü alıntılayarak “İşte tam da bu nedenle, seçimlerle ilgili en önemli konu budur” dedi.
Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, ‘altılı masa’daki liderlerin seçilecek cumhurbaşkanının alacağı kararlarda imza yetkisini ‘yürütme organına sivil darbe’ olarak niteledi.
BirGün gazetesi, Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) yalanlayıp tekzip ettiği kulis haberinin arkasında durdu.
Kılıçdaroğlu, Erdoğan’ın ‘askere alkışlatma’ sözlerine tepki gösterdi: “Sen artık Kenan Evren kafasısın, biz özgürlükçüyüz, reformcuyuz.”
Yayoi Kusama ve Louis Vuitton işbirliği öyle bir seyirlik ki tekrar tekrar bakmamak çok zor. Bu rengarenk tamaşanın ‘yüzü’ olan Japon sanatçının zihniyse işlerinin tersine karanlıklarla dolu.







“Genç gazeteci arkadaşlarıma! Bu meslek yorucu bir meslektir. Ama, insan büyük bir zevkle çalışır. Kalemine daima efendi kal, uşak olmamaya gayret et. Mecbur kalırsan kır, sakın satma.” Sedat Simavi

source

By admina

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir